byEFSaNE iLe HiKaYeLeR
YAGMUR KACAGI
Bir ipekböceginin kozasindan çiktiktan sonra, tekrar geri dönmesinin imkansizligi kurcaliyordu kafasini. Annesinin ellerini ustalikla kullanip yenidogan bir bebegi oksayip gidiklamasi gibi kasiniyordu düsünürken beyni. Çok hos bir duyguydu bu. Halbuki ona düsünmenin iyi bir sey olmadigini empoze etmislerdi. Okulda, mahallede, evinde, televizyonda, radyoda... her yerde bu tür motivasyonlar salmislardi üstüne. Sokaklari islatan saganaklardan, pencere içlerine kaçan yagmur kaçaklarina benzetiyordu bunu. Konvansiyonel saldirilar gibi belli hedefleri vuruyordu ve bu hedefler tüm toplumun elini ayagini bagliyordu. Bir yandan da hayat devam ediyordu her seye ragmen. Sikici dersler, 3 yil önce ki geceli gündüzlü çalismalarin bosa gittiginin göstergeleriydi. Neyse ki sarilabilecegi kitaplari vardi. O gün Uygarlik Tarihi dersinin meshur hocasi, bu adam bu okul için fazla dedirttiren hocasi, birtakim kitaplarin adlarini ve yayinevlerini vermisti. John Bergerden Umberto Ecoya; Jean-Paul Sartredan Niccolo Machiavelliye kadar onlarca yazarin kitabini not etmisti, balta girmemis ormanlar gibi hiç bozulmamis defterine. Ders bitiminde yapacak bir seyi olmamasi canini sikiyordu. Elindeki listeye bakti, cebindeki tüm parayi masanin üstüne döküp, saydi. Biraz düsündü ve demli çayindan son bir yudum aldi. Masadaki liralarin bir kismini ayirip sol cebine koydu. Kalan kismin içinden çay parasini masaya birakip, arta kalaniyla en yakindaki otobüs duragina gitti ve iki ögrenci bileti satin aldi. Içi tas doluymus gibi yüklü çantasini yokladi ve pasosunu buldu. Aliskin olmadigi, bos bir otobüse binip, o çok sevdigi, ama bir türlü firsatini bulup da oturamadigi tekli köse koltuklarindan birine yerlesti. Yolu çok uzun degildi, üç durak sonra inecekti; ama olsundu, birkaç dakikalik da olsa bu keyfe degerdi. Yenikapiya giden otobüsün Elmadag duragina ulasmasiyla yerinden kalkip, kapiya durdu ve inmek için dügmeye basti. Hay aksi, unutmustu, Tarlabasindan önceki durak kaldirilmisti ve meydanin oldukça asagisinda inmek durumunda kalmisti. Kendi kendine "önemseme" telkinlerinde bulunduysa da bu ise cani sikilmisti. Yolun karsisina geçmek için uzun bir süre bekledi ve sonunda iki taksi ve bir siyah sahinin önüne atilarak yolu yarilamayi basardi. Yolu ikiye ayiran demir engelleri, üstünden atlamak yoluyla, asarak geçti ve cep telefonlarina duyarli yesil otobüsün duraga yanasmasini firsat bilerek bu zorlu barikati asti.Tarlabasindan Istiklal Caddesine dogru sallana sallana yürüdü ve AFA Kitabevine girdi. Çantasina sikistirdigi defterini açip, not aldigi sayfayi kopardi ve yaklasan görevliye uzatti: "Bu listedeki kitaplari istiyorum" dedi ve ekledi "Hepsini almayacagim, içinden seçecegim ama önce görmek istiyorum" dedi. Kitapçiyla birlikte bütün kitaplari tek tek arastirarak listedekilerden 6 adetini buldular. Bu duruma önce üzüldü; ancak sonra seçmekte daha az zorlanacagini düsünerek kendini rahatlatti. Bir köseye çekilip teker teker inceledi, fiyatlarina bakti. Kafasinda bölmeler, toplamalar, çikarmalar yapti ve dördünü almaya karar verdi. Kasanin durdugu tezgaha yöneldi ve elindeki kitaplari birakti. "Sözcükler, Jean-Paul Sartre 4 milyon 800 bin, Görme Biçimleri John Berger 4 milyon, Medya Denetimi, Noam Chomsky 2 milyon 250 bin, Sanatçinin Bir Genç Adam Olarak Portresi, James Joyce 8 milyon 300 bin; toplam 19 milyon 350 bin. Ögrenci indirimini de eklersek... yuvarlayalim 15 milyon 500 bin lira." Sol cebindeki parayi çikartti ve tezgaha biraktim, para tam yetmisti. Sevindi. Kitaplari bir posete koymakla ugrasan kasiyere tesekkür edip kitabevinden ayrildi. Otobüs duragina dogru yürüdü. Bu sefer sansli degildi ve ayakta kaldi. Bir saat süren yolculukta yolu izleyerek, düsündü... Bir dakikalik ugras sonucunda kapinin kilidini açmayi basardi, montunu çikarip askiya asti. Ayakkabilarini, yerine yerlestirdi. Evde kimse yoktu. Odasina gidip kapiyi içeriden kilitledi. Ailesi neden kapiyi kilitledigine bir anlam veremiyordu. Amerikan dizilerindeki çocuk ve genç kahramanlarin etkisinde kaldigini düsünüyorlardi. 19 yasina gelen çocuklarini hiç taniyamamislardi. Kitaplari posetinden çikarip, çalisma masasina dizdi. Kapaklarini inceledi. Onlari oksadi. Sonra diger kitaplarini görüp yaptigindan utandi. "Alindilar" diye düsündü. Bu kez de "Önce hangisini okuyacagim" diye düsündü. Insanlarin garip huylari vardir. Kimisi kitaplarini baskalariyla paylasmayi sevmez, kitap fetisistidir, kimisi de yüzlerce kitap alir ama birçogunu okumaz. Kahramanimizin da böyle degisik bir huyu var. Daha önceleri yaptigi gibi, önce ince kitaplardan baslamayi uygun gördü. Böylesini seviyordu. Düsünüyordu ki, eger kalin kitaptan baslarsa, diger kitaplara ulasmasi uzun zaman alacakti. Sabirsizdi, bekleyemezdi. Noam Chomskynin Medya Denetimi kitabini bir kenara ayirdi. Digerlerini, incitmeden, eski kitaplarla kaynasabilmeleri için yüzlerce kitabin arasina koydu. Kitaplarin birbirlerini benimsemesi için bu gerekliydi. "Asya felsefesi aydinlanmayi ögretir. Sagduyu ve içtenlik ise, ayartici mesajlar, monologlar, satis taktikleri, tuzaklar ve bilgi kirintisi tasimayan asiri sansasyonel haberlerin saldirisina her gün maruz kaldigimiz kosullarda bize mücadele yürütebilecegimiz saglam bir zemin sunar."* diye yaziyordu "Immediast Bildirgesi" basliginin altinda. Gökyüzü inledi o an, siddetli bir ses duyuldu ve bardaktan bosanircasina bir yagmur tüm sokaklari temizledi. Pencereyi açti, yagmur kaçaklarini bekledi. Evet, iste evin içine giriyorlardi. Izledi. Bugün bütün benligini saran, kafasini kasindiran düsüncelerini hatirladi ve kitaba döndü pencereyi açik birakarak. "Her birimiz kitle iletisim araçlarinin genis bir saldirisina maruz kalmanin i nsanlari bir duygusuzluk ve bulanti içinde nasil donuklastirdigini görebiliriz. Her kamusal alandan baskici bir monolog duyularimiza sizar ve dikkatimizi altüst eder."* Kapinin sesini duydu. Odasinin kilidini açip oturma odasina girdi. Küçük kardesiydi gelen ve çantasini bir köseye atip, televizyonun karsisina kurulmus mesrubat için kutup ayilarini seyrediyordu. Odasina dönüp kapiyi tekrar kilitledi ve okumaya devam etti. "Kendi hükümetimizi, kendi devletimizi ve iletisim medyamizi -yasamlarin gerçekligine tuttugumuz ayna- denetleyemedigimiz sürece, her birimizi arzulanir, seçkin ve dogru yapmayi vaat eden ürünler çöplügüne atilmis komik aynalarca çarpitilan suretlerimizi görmek zorunda kalmaya devam edecegiz. Her kösede saldiri altindayiz." Üsümüstü, yagmur kaçaklari sogutmustu odasini. Radyo Martiyi düsündü, Panamayi düsündü, ikiz kulelere yapilan saldiriyi ve sonrasini düsündü... Televizyon seyreden kardesinin yok edildigini düsündü. Pencereyi kapatti, kapisini açti. Kitaplari arasindan Richard Bachin Martisini seçip oturma odasina yürüdü. "Sen hiç kitap okudun mu?" diye sordu kardesine. "Hayir" cevabini aldi. "Okumak ister misin?" "Evet, ama annem senin kitaplarina dokunmamam gerektigini söyledi" "Gel" dedi. Odasina yöneldi. Kardesine elindeki kitabi verdi. Bir tesekkür aldi karsiliginda. Bugüne kadar aldigi tesekkürlerin en içteni en güzeliydi. Çocuk kitabi alip oturma odasina girdi, televizyonu kapatti. Babasinin her aksam gazete okudugu koltuga oturup, onun gibi, -babasinin- gözlüklerini takti. Ayaklarini koltugun karsisindaki sehpaya uzatip, kitabin kapagini kaldirdi. *"Medya Denetimi-Immediast Bildirgesi" Noam Chomsky, Tümzamanlar Yayincilik, 2. Baski, Istanbul, Ekim 1995 *"Yagmur Kaçagi" sözcügü Atilla Ilhan'dan alinmistir; ancak bambaska bir anlamda kullanilmistir.

Bu sayfayi sevdiginiz birisine göndermek istermisiniz?

Sizin Adınız:
Sizin e-mail adresiniz :
Arkadaşınızın adı:
Arkadaşınızın e-mail adresi
Mesajınız: